Ana Menü

Çevrimiçi Kullanıcılar

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 308
· En Yeni Üye: beytullahuman

Köşe Yazarları

Üye Istatistikleri

sedoo09:43:24
TOZLU 1 Gün
sanko86 2 Gün
bulut10 3 Gün
zeynoo 3 Gün
halilka... 6 Gün
hbulut 6 Gün
ybaycan 1 Hafta
Mustafa... 1 Hafta
hasan 1 Hafta


Bugün: 0
Dün: 1
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yil: 0
Yeni Kullanici : ALMOFALGE

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
· Toplam Üye Sayısı: 308
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 467899
Site1438 gündür açik
325 ziyaretçi / gün

e-mail Kayit Dagilimi
Yahoo:4 (1.3%)
Gmail: 11 (3.57%)
Hotmail: 249 (80.84%)
MSN: 1 (0.32%)
Mynet: 9 (2.92%)
Other: 34 (11.04%)


Üye Girişi

Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Anket

Sitemizde Facebook'u Kimler Kullanıyor?

Kullanıyorum
Kullanıyorum
82% [9 Oy]

Kullanmıyorum
Kullanmıyorum
18% [2 Oy]

Oy: 11
Oy vermek için üye girişi yapmış olmanız gerekmektedir.
Başlama Tarihi: 22/11/2011

Anket Arşivi

Reklamlar

En Çok Mesaj Atan Üyeler

Reklamlar-Destek

Başlığı Görüntüle

 Başlığı Yazdır
EĞİTİCİ HİKAYELER
samidayi
YAŞAMIN YANKISI

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden çocuk ayağı takılıp düşüyor ve cani yanıp 'AHHHHH' diye bağırıyor.
İleride bir dağın tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.
Merak ediyor ve
- ''Sen kimsin?'' diye bağırıyor. Aldığı cevap 'Sen kimsin?' oluyor.
Aldığı cevaba kızıp - ''Sen bir korkaksın!'' diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses 'Sen bir korkaksın!' diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp
- ''Baba ne oluyor böyle?'' diye soruyor.
- ''Oğlum'' der babası, ''Dinle ve öğren!'' ve dağa dönüp ''Sana hayranım!'' diye bağırıyor. Gelen cevap ''Sana hayranım!'' oluyor. Baba tekrar bağırıyor, ''Sen muhteşemsin!''Gelen cevap; ''Sen muhteşemsin!'. Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor. Babası açıklamasını yapıyor:
- ''İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla Şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.''
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
ismail
*tup**tup**tup*
 
samidayi
ATEŞ VE SU


Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş

Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
kurtoglu73
sizinle tanışalım samidayı,kısa zamanda..*clap**clap*
 
samidayi
Tamam inşallah aslında ben sizi tanıyorum

Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
samidayi
KURABİYE HIRSIZI

Bir gece kadının biri bekliyordu havaalanında,daha epeyce zaman vardı uçağın kalkmasına. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp, buldu kendisine oturacak bir yer.

Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, ama yine de yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını gördü, ne kadar görmezden gelse de.Bir taraftan kitabini okuyup, bir taraftan kurabiyesini yerken,gözü saatteydi, r0;kurabiye hırsızır1; yavaş yavaş tüketirken kurabiyelerini...

Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de engelleyemiyordu tik taklar sinirlenmesini. Düşünüyordu kendi kendine, r0;Kibar bir insan olmasaydım, morartırdım şu adamın gözünü şimdi!

r0;Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, r0;Bakalım simdi ne yapacak?r1;dedi içinden ve yüzünü donup adama dik dik bakmaya başladı. Adam asabi bir gülümsemeyle uzandı son kurabiyeye ve boldu kurabiyeyi ikiye.Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.

Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve r0;Aman Allahr17;ım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam, üstelik bir teşekkür bile etmiyor!r1; diye geçirdi aklından.

Uçağın kalkacağı anons edilince bir iç çekti rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına, dönüp bakmadı biler1;kurabiye hırsızınar1;. Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna, sonra uzandı bitmek üzere olan kitabına.

Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla. Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde inledi, r0;Bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekilerde onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini !r1;

Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle, kaba ve cüretkar olan, r0;kurabiye hırsızır1; kendisiydi işte!...
Düzenleyen samidayi Düzenleme Tarihi: 16-10-2008
Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
TOZLU
GERÇEK DOST TESTİ



Genç adamın biri demiş babasına her gün;

Benimde dostlarım var sendeki dost gibi

Baba itiraz eder,

Olmaz öyle çok dost, hakikisi, Belki bir belki iki

Fazlasını bulamazsın gerçek hakikir30;

Devam eder durur konuşmar30;

Aralarında başlar bir tartışma

Karar verirler bir sınava,

Dostun hakikisini anlamaya,

Bir akşam bir koyun keserler,

Ve koyarlar çuvala.

Baba der ki oğluna,

Hadi al bu çuvalı şimdi götür dostuna

Çuvaldan kanlar damlamakta

Sanki öldürmüşler de bir adamı,

Koymuşlar çuvala.

Dıştan böyle sanılmakta.

Delikanlı sırtlar çuvalı,

Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.

O dost, bakar bir çuvala hem de kanlı,

Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,

Almaz içeri arkadaşını,

Böylece tek tek dolaşır delikanlı,

Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

Ne çare hepsinde de sonuç aynıdır.

Evlat döner geriye,

Ama içten yıkılırr30;

Babasına dönerek haklıymışsın baba der.

Dost yokmuş bu dünyada ne sana ne de bana

Baba hayır evlat der;

Benim bir dostum var bildiğim

Hadi çuvalı alda bi kere de git ona

Genç adam çuvalı sırtlar tekrar

Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar

Gider baba dostuna kabul görür sevinir.

O dost delikanlıyı alır hemen içeri.

Geçerler arka bahçeye,

Bi çukur kazarlar birlikte,

Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye.

Üzerine de serpiştirirler toprak,

Belli olmasın diye dikerler sarımsak.

Genç adam gelir babasına,

Baba işte dost buymuş diye konuşunca;

Daha erken o belli olmaz daha

Sen yarın git ona çıkar bir kavga

Atacaksın iki tokat hiç çekinmeden ona,

İşte o zaman anlaşılacak, dosttun hakikisi.

Sonra gel olanları anlat banar30;

Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,

Maksadı anlamaktır dostun hakikisini.

Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen DOST;

Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını

Böyle iki tokada!

Sevilecek biri olmadığım zamanlarda bile seni

SEVMELİr30;

Sarılacak biri olmadın zaman bile seni

SARILMALI,

Dayanılmaz olmadığın zamanlarda bile sana dayanmalır30;

Dost dediğin;

Fanatik olmalı;

Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli

Gazel haberleri aldığında seninle dans etmeli,

Ve ağladığında seninle ağlamalı,

Ama hepsinden daha çokr30;

Dost matematiksel olmalı;

Sevmeyi çarpmalı,

Üzüntüyü bölmeli,

Geçmişi çıkarmalı

Yarını toplamalı.

Kalbimin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalır30;

Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalır30;

İşi bitince seni bir tarafa atmamalır30;





MEVLANA CELALEDDİN RUMİ
 
irfanhoca
adalet güzeldir,yönetende olursa
cömertlik güzeldir,zenginde olursa
sabır güzeldir,fakirde olursa
tövbe güzeldir.gençlerde olursa
utanmak güzeldir,hanımlarda olursa...
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
samidayi
Dostluk Sabah öperek uyandırmaktır...



Aynı dala tutunmaktır kimi zaman




aynı bisikleti sürmektir. Ayağınız yetişmese bile...




Dans etmektir kolkala...



küçük hediyeler almaktır...

ve Kimi zaman aynı kalbi paylaşmaktır..




Öpmektir onu doyasıya

Ve bunu söyleyebilmektir

'Dostlugun en büyük Armağan Bana'

> > > > > > > > >ARKADAŞ ile DOST KAVRAMI > > > > > >


> > > >Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
> > > >Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
> > > >Arkadaş senin ağladığını görmez,
> > > >Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
> > > >Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir,
> > > >Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.
> > > >Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
> > > >Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için,
> > > >Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
> > > >Dost ise tekrar arar.
> > > >Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister,
> > > >Dost ise her zaman senin arkandadır.
> > > >Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir,
> > > >Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
> > > >Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar,
> > > >Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
> > > >Arkadaş sizi ikinci görmek ister,
> > > >Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
> > > >Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
> > > >Dost sıkıntınız olduğunda size koşar,
> > > >Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,
> > > >Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.


Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
TOZLU
Sarı Hoca vaaz kürsüsüne çıktığında cemaatin her biriyle göz göze gelmek için özel bir çaba sarf ediyordu. Her birinin gözünün içine bakıyor dikkatlerin kendi üzerinde toplanmasını sağlamaya çalışıyordu. Cemaate baktığında tanıdık yüzlerin yine tanıdık ifadelerini gördü. Kimisi etrafındakilerle konuşuyor, kimisi nasılsa daha vakit gelmedi dercesine kireç boyalı duvara yaslanmış uyukluyordu.
Her Cuma, cami bu insanlarla ancak doluyordu . Pek vaaz dinledikleri söylenemezdi ama yine de buradaydılar işte. Bu camiye geleli belki bir ay olmuştu. Vaaz dinleyenlerin ilgisizliği geldi geleli Sarı Hocaya da dert olmuştu. Bir keresinde birisine bu ilgisizliğin nedenini sorduğunda:
-Anlamıyor bu millet hocam; anlayacağı dilden anlatacaksın bunlara, demişti.
İşte şimdi bunu deneyebilirdi. Ellerini kürsüye dayayıp hafifçe doğruldu:
-Aziz cemaat. şimdi sizlere bir hikaye anlatacağım. İçerisindeki ibretleri sizlere soracağım. İyi dinleyin !
Cemaatte bir kıpırdanma oldu. Yavaş yavaş homurdanmalar da başladı. Aradan çatlak bir ses:
-Hocam bırak şimdi hikayeyi. Vaazını ver sen, işimize gücümüze bakalım. Bir başkası:
-Evet hocam, eşimiz dostumuz bekler; hikayenin sırası mı şimdi?
Sarı Hoca hiç istifini bozmadan anlatmaya başladı:

-Bundan asırlar önce Bağdat Valisi aynı zamanda kadısı, şehrin gelir gider işlerine bakacak, şehirde düzeni sağlayacak, belediye hizmetlerini görecek, her işini adalet üzerine yapacak ve Allahın rızasını gözetecek bir yönetici aradığını söylemiş. Valinin etrafındaki insanlar bir araştırma yaptıktan sonra Fani adında çok iyi bir insanın bu için biçilmiş kaftan olduğunu söylemişler. Valinin isteği üzerine bu Fani denen adamı huzura çağırmışlar.

Cemaat artık ister istemez kendini hikayenin akışına kaptırmıştı. Köşede uyuklayan yaşlı amca bile uyanmış etrafındakilere Fahri mi? diye soruyordu. Etrafındakiler ise Fani amca Fani diyordu. Dikkatlerin yeniden kendi üzerinde toplandığını fark eden Sarı Hoca anlatmaya devam etti:

-Kadı efendi bu Fani denen adamın, hakikaten çok iyi bir insan olduğuna karar vermiş. Faniye iş teklifini yapmış, peygamberimizin en hayırlı insanın, insanlara faydalı olan kişi olduğu hakkındaki hadisini hatırlatmış. Fani bu işe evet demiş ama bir şeyi söylemeyi de unutmuş. Meğer bizim Fani, okuma-yazma bilmiyormuş. Valinin ise en çok önem verdiği şey gelir-gider hesabı imiş. Fani, ben işimi doğru yaptıktan sonra fark etmez demiş kendi kendine. Derken bizim Fani, koskoca Bağdat şehrine yönetici olmuş.
Aradan yıllar.. yıllar geçmiş. Fani koskoca şehirde düzeni tek başına sağlamış. Her işi en güzel haliyle yapmış. Para gerektiğinde vali veya kadı efendi ona sınırsız bir hazine sunuyormuş. Fani de milletin ihtiyacını bu kaynaktan karşılıyormuş. Her şeyden memnun olan vali, gün gelip de Faniden hesap defterini isteyince, Faninin eli ayağı buz kesmiş. Hiç müsriflik etmemiş ama bunu valiye nasıl ispatlayacak ?

Sarı Hoca son cümlesini cemaate doğru elini uzatarak sorunca, insanlardan Allah Allaaah - Bak sen şu işe - Eh be Fani - diye sesler yükseldi. Sarı Hoca elini sessiz olun manasında kaldırdı. Sükunet sağlandığında devam etti:

-Fani hesap defteri tutmadığı için Kadının karşısına çıkmadan önce kendisine yardımcı olabilecek birilerinin olup olmadığını düşünmüş. Aklına üç arkadaşı gelmiş. Onlardan yardım isteyebileceğini ummuş.
Bu üç arkadaşından birisini çok çok çok seviyor. Birisini çok seviyor, diğerini de sever gibi oluyormuş. En çok sevdiği arkadaşını her gün görmek istermiş. Onu bir gün görmese dünyası kararır, hasta olurmuş. Onsuz hiç yapamazmış. İkincisini haftada, ayda bir görse yetermiş. Üçüncüsünü yılda bir iki defa görse iyi olur ama, o kadar da önemli değilmiş.

-En çok sevdiğim arkadaşıma gideyim, demiş. En çok sevdiği arkadaşının yanına gidip:

-Dostum başımda böyle bir iş var, bana nasıl yardımcı olursun? diye derdini anlatınca, arkadaşı:

-Vallahi Fani.. Biliyorsun seni çok severim. Sen de beni çok seversin .Hatta herkes beni çok sever .Sözüm her yerde geçer. Lakin o Kadı`nın mahkemesinde sözüm hiç geçmez. O bakımdan sana yardımcı olmam mümkün değil, demiş.
Fani, aldığı bu beklenmeyen cevap karşısında iyice kahrolmuş. Hayalleri yıkılmış bir şekilde oradan ayrılmış. Son bir umutla;

- En çok sevdiğim arkadaşım yardım edemiyor. Bari şu ikinci derecede sevdiğim dostuma gideyim, belki ondan bir yardım görebilirim, demiş. Gidip ona da derdini anlatınca, arkadaşı, yarım ağızla, yarım gönülle:

-Eh, hadi bakalım, seninle beraber gidelim bari, demiş.

Mahkeme kapısına yaklaştıkça iyice telaşlanmaya başlamış Fani.

-Ya bu arkadaşım da yardım etmezse, diyormuş kendi kendine.

Cuma cemaatinin yüzlerinde rahatlama ifadelerini gören Sarı Hoca, amacına ulaştığını anlamıştı. Artık herkes pür dikkat Hocanın ağzına bakıyordu. Hoca devam etti:

Fani, kendisi ile birlikte mahkemeye giden bir arkadaşı olduğuna çok sevinmiş. Mahkeme kapısından içeri rahat girmiş. Ancak arkasına dönüp bir bakmış ki ne görsün? İkinci derecede sevdiği arkadaşı mahkeme kapısını Faninin üzerine kapatıp onu Kadı efendi ile baş başa bırakmış, ortadan kaybolmuş. Fani onun da kendisini yalnız bırakmasına çok üzülmüş. Bir bakmış ki Kadı efendinin üzerinde adalet kılıcı bütün haşmetiyle asılı duruyor ve kadı efendi hışımla onu bekliyor. Faninin dünyası kararmış. Bir an felaket bulutlarının tepesine çöktüğünü düşünmüş. Herkes tarafından sevilen ve yaptığı işleriyle mutlu olan Fani, bu işin sonunda idam edilmek veya en azından zindanları boylamak korkusu ve üzüntüsünden yıkılacak gibi olmuş. Kadı efendi sordukça Faninin korkusu ve kabusu artıyormuş.
-Hadi bakalım Fani! Çıkar şu gelir-gider hesabını, defterini demiş Kadı.
Fani söyleyecek söz bulamamış. Öylece kalakalmış. Derken hiç beklenmedik bir şey olmuş. Mahkeme kapısı aniden açılmış ve içeri üçüncü derecede sevdiği arkadaşı girmiş.
-Bir dakika Kadı Efendi.. demiş. Fani şaşkın şaşkın bakarken arkadaşı elinde tuttuğu kalın bir defteri Kadıya uzatmış.
-Buyur Kadı Efendi. Faninin hesap defteri budur. O bilmez ama ben onu çok sevdiğim için, onun hesap defterini tutmuştum. İşte tüm gelir-gider bu defterin içindedir demiş

Fani şaşkınlıkla seyrederken, Kadı defteri bir güzel incelemiş. Faniye dönüp:
-Çok güzel Fani. Kurtuldun, demiş. Böylelikle de bizim Fani kurtulmuuuuş...

Sarı Hoca bunları söyledikten sonra elleri iki yana açılmış halde öylece kaldı. Hoca cemaate, cemaat Hocaya bakıyordu. Sarı Hoca arkasına yaslanırken hafifçe gülümseyerek:
-Eeee aziz cemaat. Nasıl? Hikayemi beğendiniz mi? dedi.
Cemaatin arasından;
-İyi de hocam, sen hikayenin başında bir ibretten bahsettiydin? Biz bişey anlamadık. Bu nasıl hikaye? Hem bu Faniyi niye anlattın ki şimdi? diyen, vaaz başlamadan önce homurdananlardan birisiydi.

Sarı Hoca içten gülümsemesiyle cemaate seslendi:
-Ey cemaat. Hepimiz birer Fani değil miyiz? Bu dünyada yaptığımız işlerin hesabı bir gün bir mahkemede sorulmayacak mı? Bizler Faniyiz Temsilde hata olmasın, sayın ki o mahkemenin kadısı, büyük ilahi mahkemenin yegane hakimi Cenab-ı Haktır. Bizim üç arkadaşımız var. Birisini en çok seviyoruz.. Bir gün görmesek içimiz rahat etmiyor. Ve o en çok sevdiğimiz arkadaşımızın bize o mahkeme gününde hiçbir faydası yok. Kimdir bu? Malımız, mülkümüz, paramız, imkanlarımız. Onlar, büyük ahiret mahkemesinde bize fayda vermezler. İşimize yaramazlar.
İkinci derecede sevdiğimiz arkadaşımız da var. Onu da haftada, ayda bir görsek yetiyor. Fakat o da bizi mahkeme kapısına kadar götürüyor. İçeri giremiyor. Bu kimdir?
Eşimiz,dostumuz, akrabamız.Onlar da bizi ancak kabre kadar götürürler. Üstümüze toprağı kapatıp bir an önce evine işine dönerler. Oradan sonra onlar da yok.
Ancak mahkeme kapısından içeri giren, senede bir iki defa karşılaştığımız ve bize :
-Ne o Fani? Selam vermesek bizi görmeyeceksin. Ne bu dalgınlık ? diye ilgisiz kaldığımız o dostumuz kim?
Bir süre cemaatten ses çıkmadı. Bunun üzerine Sarı Hoca son düğümü de çözdü:
-Üçüncü arkadaşımız ise mahkemede bizi kurtaracak olandı. Bu ise ; bu dünyadaki iyi amellerimiz, Kiramen katipleri. Sevaplarımızı ve günahlarımızı yazan melekler. İyi amellerimizi Mahkeme-i Kübrada bir defter halinde getirecek olurlarsa ebedi pişmanlık ve azaptan kurtuluruz inşallah!
Cemaatin yüzünde heyecanla karışık bir sevinme ve hayret ifadeleri görülüyordu. Sarı Hoca bu sefer etkili bir vaaz yaptığına inanmıştı.
Derken müezzinin Allahu Ekber, Allahu Ekber sesi duyuldu. Hoca fatiha çekerek doğruldu ve:
-Hadi bakalım, vakit geldi ey cemaat. Şimdi hesap defterini tutma vaktidir, dedi.
 
irfanhoca
allah razı olsun...bu amel defteri olayı,kabirde 3 şey seninle gelir,ikisi geri döner biri seninle kalır o da amellerindir diye vaaz ve hutbelerde okuruz ama böyle çarpıcı birşekilde anlatman çok güzel olmuş...şimdi sööle tozlu tozlu diyorsunda bu bizim bildiğimiz enver, paşa,remzi hoca lardanmısın diycem,tam olarak çıkartamadım...kendini tanıtırmısın.sen beni tanıyosunda ben emin olamadım,tam olarak kim olduğundan
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
irfanhoca
bu olaya yakın çoğumuzun bildiği,nasrettin hocanın fil hikayesi vardır..ben o hikayeden hem ibret alırım ve hem çok gülerim..şimdi bile yazarken gülmeye başladım...efendim,padişah bir köye bir fil gönderir,bu file iyi bakın der...fil yapısı itibarı ile çok yer,,köylüler bir türlü padişaha bunu bizden al neyimiz var neyimiz yok yedi diyemezler...hocaya giderler..hoca kabül eder ama arkamdan sizde gelin..köylü tamam der tam padişahın kapısına dayanırlar fil önde hoca arkada köylülerde hocanın arkasında..fakat köylüler usulca hoca farketmeden korkup kaçarlar...hoca kapıyı çalar...padişahım senin bu fil varya...der ...arkaya döner bu köylülere .....fazla olmuş bunu al diyecek...arkada köylüleri göremez...eeee der padişah,,hoca devam eder köylülere az gelmiş bir kaç fil daha istiyolar der...padişah tamam der.birkaç fil daha önüne katar köye döner...köylüler bi görür...hoaaaaa sen ne yaptın....?sizin gibiler arkamda olduğu müddetce size az bile der...evet dünyada kimseye güvenipde bir iş yapmıyacaksın...hoca gibi yarı yolda adamı bırakıverirler
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
TOZLU
Zemzem suyu hakkında bilinmeyenler

1-)Avrupa`da labaratuarlarda yapilan arastirmaya gore Zemzem suyu diger sulara gore cok daha az kükürt tasimaktadir.

2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore cok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.

3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki teknolojiye gore bile bilinemiyor.

Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta.Bu sartlarda suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi imkansiz.

Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor,bunu kimse bilmiyor.

4-) Açligini gidermek için içen kisinin açligini, susuzlugunu gidermek için içenin susuzlugunu giderir.

5-) Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan cikan su,hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini karsilamaktadir.

6-) Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en icilebilir ve saglikli sulardan biri.

7-) Amerika`da yapilan test sonuclarina gore Dunya`da icinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Ayrıca zemzem hiçbir zaman belden aşağı inmez ve anladığını üzere idrar yoluyla atılmaz yani sadece ter ile vücuttan atılır bunların hepsi bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır.
 
Atlanılacak Forum:

Reklamlar

Sayfa oluşturulma süresi: 0.08 saniye
467,899 Tekil Ziyaretçi