Ana Menü
· Ana Sayfa
· Haberler
· Resimler
· Videolarımız
· Forum
· Köşe Yazıları
· Önemli Dosyalar
· Desteklenen Siteler
· Tarım Faaliyetleri
· Harita ve Uydu Görüntüleri
· Tarih ve Nüfus
· Sağlık Koşulları
· Eğitim Öğretim
· Spor Faaliyetleri
· Düğün Törenleri
· Çevre ile İlişkiler
· Dini Bayramlar
· Şehit ve Gazilerimiz
· Çoğrafi Konum
· Köyümüzün Camisi
· Arama
· Bize Ulaşın
· Yardım
· Haberler
· Resimler
· Videolarımız
· Forum
· Köşe Yazıları
· Önemli Dosyalar
· Desteklenen Siteler
· Tarım Faaliyetleri
· Harita ve Uydu Görüntüleri
· Tarih ve Nüfus
· Sağlık Koşulları
· Eğitim Öğretim
· Spor Faaliyetleri
· Düğün Törenleri
· Çevre ile İlişkiler
· Dini Bayramlar
· Şehit ve Gazilerimiz
· Çoğrafi Konum
· Köyümüzün Camisi
· Arama
· Bize Ulaşın
· Yardım
Çevrimiçi Kullanıcılar
· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 3
· Çevrimiçi Üyeler: 0
· Toplam Üye Sayısı: 308
· En Yeni Üye: beytullahuman
· Çevrimiçi Üyeler: 0
· Toplam Üye Sayısı: 308
· En Yeni Üye: beytullahuman
Köşe Yazarları
Yazar:İrfan YILDIZ
Köşe Yazarı olmak isteyen üyelerimiz başvuru için tıklayınız.
Üye Istatistikleri
| zeynoo | 06:07:11 |
| sedoo | 21:44:12 |
| TOZLU | 1 Gün |
| sanko86 | 3 Gün |
| bulut10 | 3 Gün |
| halilka... | 1 Hafta |
| hbulut | 1 Hafta |
| ybaycan | 1 Hafta |
| Mustafa... | 1 Hafta |
| hasan | 2 Hafta |
Bugün: 0
Dün: 1
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yil: 0
Yeni Kullanici : ALMOFALGE· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 3
· Toplam Üye Sayısı: 308
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 468092
Site1438 gündür açik
325 ziyaretçi / gün
e-mail Kayit Dagilimi
Yahoo:4 (1.3%)
Gmail: 11 (3.57%)
Hotmail: 249 (80.84%)
MSN: 1 (0.32%)
Mynet: 9 (2.92%)
Other: 34 (11.04%)
Gmail: 11 (3.57%)
Hotmail: 249 (80.84%)
MSN: 1 (0.32%)
Mynet: 9 (2.92%)
Other: 34 (11.04%)
Üye Girişi
Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.
Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
Anket
Sitemizde Facebook'u Kimler Kullanıyor?
Kullanıyorum
82% [9 Oy]
Kullanmıyorum
18% [2 Oy]
Oy: 11
Oy vermek için üye girişi yapmış olmanız gerekmektedir.
Başlama Tarihi: 22/11/2011
Anket Arşivi
Oy vermek için üye girişi yapmış olmanız gerekmektedir.
Başlama Tarihi: 22/11/2011
Anket Arşivi
Reklamlar
En Çok Mesaj Atan Üyeler
| sanko86 | 747 |
| irfanhoca | 621 |
| Turkistan | 448 |
| kurtoglu73 | 336 |
| yasincavdar | 262 |
| samidayi | 98 |
| hbulut | 65 |
| -emre- | 62 |
| omerfozcan | 41 |
| isayik | 39 |
| ismail ozcan | 35 |
| ismail | 32 |
| vatan40 | 28 |
| sehzadem | 27 |
| asigenc_10 | 22 |
| TOZLU | 21 |
| mehmetkocaer | 17 |
| hatiphaloo | 17 |
| -ahmet- | 15 |
| ahmet emre | 10 |
Reklamlar-Destek
Başlığı Görüntüle
|
Edebiyatımızdan Seçmece Şiirler
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 16-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
BEDAVA Bedava yaşıyoruz, bedava Hava bedava, bulut bedava. Dere tepe bedava Yağmur çamur bedava. Otomobillerin dışı Sinemaların kapısı Camekanlar bedava. Peynir ekmek değil ama Acı su bedava. Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava. Bedava yaşıyoruz, bedava! (Orhan Veli Kanık) Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 16-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
SAKARYA TÜRKÜSÜ İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat? Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!.. Necip Fazıl KISAKÜREK Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 16-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
HAN DUVARLARI Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları, Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgârların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına. Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar, Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince. Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi. Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine. Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali, Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan. Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine. Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu: Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri. Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı, Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor. Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı. Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı. Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; "On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben" Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi... Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş! Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!... Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk, Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk. Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri. Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar. Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide. Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden: Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla, Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla. Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu, Burada son fırtına son dalı kırıyordu... Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla, Savrulmaya başladı karlar etrafımızda. Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!" Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş. Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor, Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor... Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri, Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri. Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor, Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor; "Gönlümü çekse de yârin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgârın önüne katılmışım ben" Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı, Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı... Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde. Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık, Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık. Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım, Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım! "Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış haram diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben" Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında, Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında. Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı! Az değildir, varmadan senin gibi yurduna, Post verenler yabanın hayduduna kurduna!.. Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu: "Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?" Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi: "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!" Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti, Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim. Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar, Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! Ey garip çizgilerle dolu han duvarları, Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!... Faruk Nafiz Çamlıbel Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 16-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
SANA,BANA,VATANIMA,ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR r0;Telgrafın tellerini kurşunlamalır1; Öyle değildi bu türkü bilirim Bir de içime -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen- Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen Haberler bilirim mektuplar bilirim. Gamdan dağlar kurmalıyım Kayaları kelimeler olan Kırk ikindi saymalıyım Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından Baştan ayağa ıslanmalıyım Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım. İçimde kaynayan bir mahşer var Bu mahşer bir de annelerin kalbinde kaynar Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde Ya da çamaşır sererken bahçelerde Alıverirler kara haberini ansızın Okul dönüşü bir trafik kazasında Can veren oğullarının. Bir de gencecik âşıkların yüreklerini bilirim Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan Ya da melâl denizi parkların ıssız yerlerinde Örneğin hind okyanusu gibi derin İsyânın kapkara sularına dalan. Nice akşamlar bilirim ki Karanlığını Bir millet hastanesinde Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda Başını kalorifer borularına gömmüş Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiblerden Haber sormaya korkan Genç kızların yüreğinden almıştır. Bir de baharlar bilirim Aparman odalarında büyüyen çocukların bilmediği , bilemeyeceği Anadolu bozkırlarında İstanbuldan çıkıp diyarbekire doğru Tekerleri Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen Cesur otobüs pencerelerinden Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen. Yazlar bilirim memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerde birbirlerini kurşunladıkları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan Diğeri kan ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mahpushane çeşmeleri akan Ansızın kalkan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü. Güzler bilirim ülkeme dair Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir Kalakalmış bir kıyıda melûl ve tenha Kalbim gibi Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri Titreyen kenar mahalle çocukları Bir sıcak somun için yalın kat bir don için Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi. Kadınlar bilirim ülkeme ait Yürekleri akdeniz gibi geniş,soluğu afrika gibi sıcak Göğüsleri çukurova gibi münbit Dağ gibi otururlar evlerinde Limanlar gemileri nasıl beklerse Öyle beklerler erkeklerini Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi. İsyan şiirleri bilirim sonra Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden Harfler harb düzeni almıştır mısralarda Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır Kimi bir soygun sofrasında ışıklı salonlarda Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır. Müslüman yürekler bilirim daha Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet Eller bilirim haşin hoyrat mert Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır Her kırışığı sorulacak bir hesabı Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır. Bütün bunların üstüne Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli Adın kurtuluştur ama söylememeliyim Can kuşum umudum canım sevgilim. Erdem BAYAZIT Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 16-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
BAYRAK Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü Işık ışık,dalga dalga bayrağım Senin destanını okudum,senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku,ne keder Gölgende bana da,bana da yer ver! Sabah olmasın,güneş doğmasın ne çıkar Yurda ay yıldızın ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık. Dağlardan çöllere düşürdüğün gün Gölgene sığındık. Ey şimdi süzgün,rüzgârlarda dalgalı Barışın güvercini,savaşın kartalı Yüksek yerlerde açan çiçeğim Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim,şerefim,şiirim,her şeyim Yeryüzünde yer beğen, Nereye dikilmek istersen Söyle,seni oraya dikeyim. Arif Nihat ASYA Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| Turkistan |
Mesaj Tarihi 16-10-2008
|
|
Moderatör ![]() Mesaj Sayısı: 449 Katılım Tarihi: 04/07/2008 |
Allah razı olsun dayı
Mevzu-u Bahis Vatan ise Gerisi Teferruattır...
|
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 17-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
YAĞMUR Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır boz bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahının hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım NURULLAH GENÇ Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 27-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
MENDİLİMDE KAN SESLERİ Her yere yetişilir, Hiçbir şeye geç kalınmaz ama, Çocuğum, beni bağışla. Ahmet abi, sen de bağışla. Boynu bükük duruyorsam eğer. İçimden böyle geldiği için değil, Ama hiç değil. İnsan yaşadığı yere benzer, O yerin suyuna, o yerin toprağına. Suyunda yüzen balığa, Toprağını iten çiçeğe... Konyar17;nın beyaz, Antepr17;in kırmızı düzlüğüne benzer. Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir. Denizine benzer ki, dalgalıdır bakışları. Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına... Öylesine benzer ki... Ve avlularına. Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi, Ve sözlerine. Yani bir cep aynası alıp satımına belki. Ve bir gün birinin adres sormasına benzer. Sorarken sorarken Üzünçlü bir ev görüntüsüne... Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer. Anısı ıssızlıktır, Acısı bilincidir. Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan. Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir. Ne kadar benziyoruz Türkiyer17;ye Ahmet abi, Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden, Dirseğin iskemleye dayalı, Bir vakitler gökyüzüne dayalı derdim ben. Cigara paketlerinde yazılar, resimler... Resimler özlem, Resimler, eskiden beri... Ve bir kaşın yukarı kalkık, Sevmen acele, Dostluğun çabuk, Bakıyorum da şimdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğin nedir ki Ahmet abi, Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir. O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar, Nazilli kokardı. Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası, Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında; Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen. Kadının ütülü patiskalardan bir teni, Upuzun boynu, Ve sana Ahmet abi, Uzaktan uzaktan domates, peynir keserdi sanki. Sofranı kurardı. Elini bir suya koyar gibi kalbine koyardı. Çocuklar doğururdu. Ve o çocukların Dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi. Bilmezlikten gelme Ahmet abi; Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır. Diyeceğim o ki, Yok olan bir şeylere de benzerdi o zaman trenler. Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi, Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse, Çocuklar, kadınlar, erkekler... Trenler tıklım tıklım, Trenler, cepheye giden trenler gibi... İşçiler, Almanya yolcusu işçiler. Kadınlar, kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi. Ellerinde bavullar, fileler... Kolonyalar, su şişeleri, paketler. Onlar ki hepsi, Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerde büyüyenler... Ah, güzel Ahmet abim benim! Gördün mü bak, Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar. Ve dağılmış pazar yerlerine memleket... Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile. Gelse de öyle sürekli değil. Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün . Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar? Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar? Mendilimde kan sesleri... (Edip Cansever) Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| samidayi |
Mesaj Tarihi 27-10-2008
|
|
Çalışkan ![]() Mesaj Sayısı: 98 Katılım Tarihi: 10/10/2008 |
HER ŞEY SENDE GİZLİ Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatlarının çırpındığı kadar hafif Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerin uzağı görebildiği kadar genç Nefret ettiklerin kadar kötü Ne renk olursa olsun kaşın, gözün Karşıdakinin gördüğüdür rengin Yaşadıklarını kâr sayma Yaşadığın kadar yakınsın sonuna Ne kadar yaşarsan yaşa Sevdiğin kadardır ömrün Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin San ki bitti sana her şeyi Sevdiğin kadar sevileceksin Güneşin doğuşundandır sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Birgün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslak Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız Ve güçlü hissettiğin kadar güçlüsün İşte budur hayat, işte budur yaşamak Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin Şunu da öğren Sevdiğin kadar sevilirsin (Can Yücel) Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?
Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür. Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur. |
|
|
|
| Atlanılacak Forum: |



