Ana Menü

Çevrimiçi Kullanıcılar

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 308
· En Yeni Üye: beytullahuman

Köşe Yazarları

Üye Istatistikleri

sedoo09:21:53
TOZLU 1 Gün
sanko86 2 Gün
bulut10 3 Gün
zeynoo 3 Gün
halilka... 6 Gün
hbulut 6 Gün
ybaycan 1 Hafta
Mustafa... 1 Hafta
hasan 1 Hafta


Bugün: 0
Dün: 1
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yil: 0
Yeni Kullanici : ALMOFALGE

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2
· Toplam Üye Sayısı: 308
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 467898
Site1438 gündür açik
325 ziyaretçi / gün

e-mail Kayit Dagilimi
Yahoo:4 (1.3%)
Gmail: 11 (3.57%)
Hotmail: 249 (80.84%)
MSN: 1 (0.32%)
Mynet: 9 (2.92%)
Other: 34 (11.04%)


Üye Girişi

Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Anket

Sitemizde Facebook'u Kimler Kullanıyor?

Kullanıyorum
Kullanıyorum
82% [9 Oy]

Kullanmıyorum
Kullanmıyorum
18% [2 Oy]

Oy: 11
Oy vermek için üye girişi yapmış olmanız gerekmektedir.
Başlama Tarihi: 22/11/2011

Anket Arşivi

Reklamlar

En Çok Mesaj Atan Üyeler

Reklamlar-Destek

Başlığı Görüntüle

 Başlığı Yazdır
Lanet olsun
Turkistan
Filistinli müslüman kardeşlerimize haince saldıran İsraili buradan şiddetle kınıyorum.Allah'ım, Kahhar isminle tecelli edeceğin o ana şükürler olsun ve "Yaşasın böyle zalimler için cehennem!"
Mevzu-u Bahis Vatan ise Gerisi Teferruattır...
 
irfanhoca
FİLİSTİNE YAPILAN SALDIRILARI ELEM VE ÜZÜNTÜYLE MÜŞAHADE EDERKEN..ALLAH BELALARINI VESİN DİYORUM...VE BUĞZEDİYORUM...ONLAR İNSAN OLAMAZ,VAHŞİ, CANAVAR,SONU CEHENNEM OLAN KATİLLER...
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
sanko86
İnsanlık katliamına sessiz kalmak ne acı.Allah sabır versin.
Balatlı Köyü Tanıtım Sitesine Hoşgeldiniz.
 
www.balatlikoyu.com
TOZLU
İsrail terörü bölgede halen devam etmektedir. Üstelik bu terörün ilgi alanı ve yapısı değişmiş durumdadır. Bu gün II Eylül olaylarını, terörü ve kimyasal silahları bahane ederek Irak'ı işgal eden ABD- İNGİLTERE koalisyonunun arkasındaki asıl ve entel güç İsrail ve Yahudi toplumudur. Bir diğer deyişle Siyonizm'dir. Bu günkü görüntüsüyle ABD ve İngiltere İsrail'in ve Siyonistlerin kontrolündedir. Hatta ABD ve İngiltere İsrail'in- Yahudilerin sömürgesi konumundadır.

Ayrıca bölgede, Yahudi kökenli Barzani ve Talabani liderliğindeki Kuzey Irak Kürtleri de Türkiye'ye karşı ABD, İngiltere ve İsrail'le ittifak halindedir. Bu ittifak halindeki şer ekseni bölgede Türkiye'yi etkisiz hale getirmek için var güçleriyle çaba sarf etmektedirler. Türkiye ise bütün bu olan bitenler karşısında milli çıkarlarımıza ters düşün teslimiyetçi bir politika izlemektedir. Her zaman Türkiye'nin müttefiki olduğunu iddia eden ABD'nin aslında Türkiye'nin müttefiki değil; bölgede rakibi olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yahudilerin vaadedilmiş toprakları içerisinde Fırat ve Dicle'nin kollarını içine alan ülkemizin Güneydoğusu'nu ve Kıbrıs'ı da göstermeleri Türkiye'yi uyanık olmaya ve bölgesinde etkili bir devlet politikası uygulamaya mecbur etmektedir. Binlerce kilometrelik uzaklıktan gelip Irak'ı işgal eden ABD' karşısında Türkiye en az 900 yıl hüküm sürdüğü bu topraklar konusunda sessiz kalamaz.

Birileri gerçekte Siyonizm'in tetikçiliğini yapan ABD ve İngiltere'ye dur demek mecburiyetindedir. Çünkü Siyonizm'in hedeflediği yeni dünya düzeninde, " Bütün insanlar Yahudilerin ve birbirleri ile akrabalık ve ortaklık kurmuş 500 kadar şirket sahibinin kölesi durumuna düşecekler "dir. Zora ve güce dayalı bu haydut düzenine dur demenin öncülüğünü de mutlaka Türk milleti yapacaktır. Çünkü bu görev bize hem tarihin hem de Yüce Allah'ın yüklediği bir görevdir.

Osmanlı'yı kendi aralarında kurdukları bir ittifakla yok eden Batıl emperyalist devletler, Ortadoğu'da birbirlerinden sun'i sınırlarla ayrılmış devletçikler kurdular. Çünkü Yeni Dünya Düzeni denen Deccal'ın sistemi " Böl, parçala ve hükmet " politikası takip ediyordu. Bu politika halen Türkiye içinde uygulanmaktadır. Ortadoğu'da sun'i sınırlarla ayrılmış ve bugün ABD'nin İngiltere'nin, İsrail'in ve Haçlı Hıristiyanlık zihniyetinin insafına terkedilmiş bu insanlar ve devletçikler bir ülkü ve ideal uğrunda kendilerini birleştirecek ve bölgeye huzuru, istikrarı hakim kılacak bir gücü beklemektedirler. Daha doğrusu onlar dün kıymetini bilemedikleri ve İngilizlerle birleşip arkadan vurdukları Osmanlı'yı- Türkleri aramakta ve beklemektedirler. Bize düşün görev: " Mirasımıza sahip çıkmak ve bu davete icabet etmek" tir.

Aslında Orta Doğuda olan biten her şeyin İsrail'in " Beka Stratejisi " ( Yani baki kalmak, sonsuza değin yaşamak stratejisi) ile yakın bir alakası vardır. İsrail devleti hala daha bir " Hıttin Korkusu " ile yaşamaktadır. Hıttin, 1187 yılında büyük Türk komutanı Selahaddin-i Eyyübi'nin Haçlı ordusunu yendiği ve Kudüs'ün tekrar Müslümanların eline geçtiği zaferin adıdır. Haçlılar, bölgede Müslümanların kendi aralarında çekiştikleri, mücadele ettikleri, bölünüp parçalandıkları sürece varlıklarını sürdürebilmişlerdir. İsrail'in de bölgede varlığını sürdürebilmesi için, Müslümanlar arasında birlik ve bütünlük olmaması gerekir. Bölgede Müslümanlar dağınık ve hatta birbirleriyle ne kadar çatışma içerisinde olurlarsa İsrail o derecede rahat içerisinde olur ve hayatını devam ettirir. Bunun için bölgede Arap ve İslam dünyasının birleşmesi ve dayanışması engellenmelidir. Hatta bölgedeki İslam devletleri mümkün olduğu kadar küçük küçük parçalara devletçiklere bölünmelidir. Irak'ın bölünmesi ve bölgedeki " Kürt Devleti " senaryolarının da İsrail'in " Beka Stratejisi " ile direk olarak bir ilişkisi vardır. Bu senaryo içerisinde Türkiye'nin bölünmesi de vardır.
 
ismail ozcan
*tup**tup**tup**clap**clap**clap*
 
irfanhoca
*realsad**no*
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
kurtoglu73
Yapmış olduğun çalışma tek kelimeyle müthiş.Emeğine sonsuz teşekkürler,*clap**clap*
 
Turkistan
Yokmu başka zulmü lanetliyen
Mevzu-u Bahis Vatan ise Gerisi Teferruattır...
 
irfanhoca
(ehud olmert ankaraya gelerek başbakanı ve cumhurbaşkanına saldırı konusunda bilgi verdiği ortaya çıkmış)alıntı
şunu anlayamadım...yani ehut olmert, ben filistini vuracağım.müslümanları katledeceğimmi demiş..?cumhurbaşkanı,başbakanda, iyi vurmu demiş.iyi yaparsınızmı demiş?
allah allah
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
irfanhoca
yani abdullah gül ve tayyip israile,filistini vurursanız vurun bize ne.vurursanız iyi edersiniz gibi bi anlam çıkıyo...size kendiniz uydurdunuz demedik,işin aslı öölemi yani dedik,,,ve ,ilave ediyorum böyle diyen hiçbir kişi çıkmaz.bu kansızlık olur.barbarlık olur.eğer iftira ise iftiranın cezasıda ahirette elim bir azaptır.
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
irfanhoca
ve israil b.elçisi ne kadar doğru söyler...islami kesimi bölmek parçalamak.kırıntılamak elbette çok hoşuna gider.gayesine ulaşmış olur.ve karşımıza geçip bu işide başardığını söylyerek güler ve güler.çanak tutanları alkışlarım*clap**clap*
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
ismail ozcan
Mektubumu, Filistinde doktorları şehit düşen, tıbbı malzemeleri enkaz altında kalan bir hastanenin bahçesinden yazıyorum. Evlerimiz yok artık. Çarşılarımız viraneye döndü. Bütün bunlardan öte yavrularımızı kaybettik. Halimizi herkes gibi sen de görüyorsun. Biliyorsun ki; İslam toprağına saldıran şu küfür yobazlarını ilk olarak sana şikayet etmiştim. Sana dair umutlarım vardı. Çünkü sen Filistin'i en az İstanbul kadar aziz gören Sultan Abdulhamid'in torunuydun. Fakat beklediğim gibi olmadı. İnkisari hayale uğradım. Anaların ağladığı, çocukların babasız kaldığı coğrafyaya gelmedin. Nasıl gelecektin ki, Abdulhamid'ten sonra devlet olmanın izzetini terk eden, mazlumlara sadece ekmek ve su dağıtan bir yardım kuruluşu haline dönmüştün. Ekmek gönderdin, su gönderdin. Halbuki ben ekmeğimi değil hürriyetimi kaybetmiştim. Senden hürriyetim için yardım istemiştim. Siyonistler yıkıyor, sonra sen yardım gönderiyor imar ediyorsun. Her defasında enkaz kaldıracak yerde bir defa da siyonizmi enkaza dönüştürmeyi düşünmeyecek misin?

Biliyorum, bu mektup eline ulaşınca biraz duygusallaşacak ve gönderdiğin ekmeklerin sayılarını artıracaksın. Fakat azizim ben ekmek istemiyorum. Hani düşünüyorum da ne de çabuk unuttun Allah Resulü'nün -sallallahu aleyhi vesellem- açlıktan karnına iki taş bağlayıp cihad ettiğini. Taş bağlamak boyunlara tasma takmaktan binlerce kat daha güzeldir. Çünkü ilkinde izzet ikincisinde ise zillet vardır. Bu yüzden sen karnımdaki taşı değil, ümmetin boynunda ki modern köleliğin tasmasını düşün.

Kardeşim!
Uzunca bir zamandır kendi kendime bu hal neyin nesidir, bu kavga sadece benim midir diye sorup duruyordum. Geçenlerde aklıma Ebu Davud'un rivayet ettiği şu hadis geldi: "Yakında milletler birbirlerini vahşi yaratıkların hemcinslerini sofraya çağırmaları gibi sizin üzerinize davet edecekler. Sahebe: "O gün biz az mıyız Ey Allah'ın Resulü?" diye sorduğunda, Efendimiz: "Bilakis, o gün sayı itibariyle çok olacaksınız fakat selin üzerindeki köpükten farkınız olmayacak. Allah Teala düşmanlarınızın kalbinden korkunuzu söküp alacak ve içinize "vehen" koyacak. Sahabe "vehen" nedir ya Resulellah diye sorunca Efendimiz: "dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır." buyurdu.

Yürekleri, dünya sevgisinin kapladığını 170 limuzinle dolaşan mümin kralın boy gösterisinden daha güzel ne anlatabilir ki?! Limuzinler ve saraylar... Oradan Kudüs'e, Grozni'ye gidilir ya da mustazafların çilesi anlaşılabilir mi?! İşte bunun için siz kocaman devletlerinizle sadece yardım kuruluşları olarak Filistine gelebilirsiniz.

Kardeşim!
Allah'tan gayri ilk ve son sığınak seni görmüş ve defalarca postacı, mektuplarımı sana taşımıştı. Bundan sonra daha yazmayacağım. Zira Filistin'de, Lübnan'da yüzlerce canımı toprağa koydum. Hanumanım yok oldu. Susuz-ekmeksiz kaldım. Zorluk namına her şey vardı. Tek sen yoktun. Bu durumda sana, yeni mektuplar yazmam zaman israfından başka ne ifade eder ki?!

Kardeşim!
Bir akşam üstüydü. İzlediğim batı ajanslarından şöyle bir haber geçiyordu. "Lübnan sahillerinde İsrail'in attığı zararlı atıklar arasında can çekişen hayvanlar batılı hayvan koruma dernekleri üyeleri tarafından kurtarıldı." O an kendime döndüm ve şöyle dedim: "Madem kardeşimden müsbet bir cevap alamadım. Bu kez mektubumu şu batılı adamlara yazayım. Hani birkaç hayvan için bütün kurumlarını seferber eden çağdaş adama..."

İlk mektubumu kapital gücün babası Beyazsaray'a yazdım. Başkana ulaşma ihtimali son derece düşükte olsa denemeliydim bunu. Tevafuk ya, olmaz olmuştu. İmza bekleyen evraklar arasına karışan mektup başkanın masasına kadar gelmişti. "Bu da ne?" diye sordu Bush. Bir taraftan hayretini ifade ediyor diğer taraftan da mektubu okuyordu. Okudukça keyiflendi, arada kaşlarını çattı, dudaklarını büktü, oh der gibi omuzunu salladı. İlkokul yıllarında ona aşılanan haçlı ruhu müthiş bir nefretle beynini istila etti. İşte tam bu noktada satırlara döktüğüm bütün umutları parçalayıp hizmetçinin ellerine tutuşturdu. Her ne kadar haçlı ruhunun gerçek propagandistleri olsalar da yine de insandırlar diye Vatikan'a/Papa'ya yazdım ikinci mektubu. Şüphesiz ben de biliyordum, papa gayretiyle (!) yapılan Kudüs ve Endülüs'teki Müslüman katliamlarını.

Bütün bunlara rağmen beni yazmaya iten güç, Müslüman kardeşlerimin uzun bir zamandır onlarla sürdürdükleri diyalog (!) çalışmalarıydı. Belki bizi tanımışlardır, imdada koşarlar diye umutlandım, fakat nafile. Papa İsrail'e dur demek şöyle dursun sükut ederek vahşeti ikrar etti. Anladım ki Batı, bütün kurum ve kuruluşlarıyla İsrail'in gönüllü ya da ödüllü işbirlikçileridir.

Kardeşim!
Senden sonra daha kimlere başvurmadım ki... Fakat ağzındaki emziğiyle şehid olan 1 yaşında ki Muhammed'in acısını yüreğinde hisseden tek bir kurum bulamadım. Bütün kapılar yüzüme kapatıldı. Ne AGK'ten, ne LAHEY'den, ne AB'den, ne de BM'den olumlu bir yanıt alabildim.

Kardeşim!
Tel-aviv gülerken sen de gülüyorsun. Gerçi aynı şeylere gülmüyorsunuz fakat gülüyorsunuz ya... İşte beni asıl bu vuruyor. Sen gülerken Bağdat'ta, Grozni'de, Beyrut'ta, Gazze ve Türkistan'da yine yeni güller soluyor.

Kardeşim!
Abdulhamid'in gidişinin yani ümmetin öksüz kalışının üzerinden bir asır geçti. Yüreklerde acı o kadar taze ki sanki Sultan'ım dün gitmiş gibi... Ben yine Sultanım'ı bekliyorum. O, idealleriyle dünyamıza yeniden dönecek. İslam birliği yeniden kurulacak ve o zaman Cava Adalarından Cebelitarık'a uzanan coğrafyada bütün Müslümanlar bir kardeşlik akdi imzalayacaklar. Bu yüzden yeni mektuplarımı günde beş defa O en büyük Sultan'a (c.c.) yazıyorum: "Allah'ım ümmetin başına yeni felaketler gelmeden onların başına Sultan Hamid gibi bir halife gönder. Gönder ki sadece ekmek dağıtan yardım kuruluşları olmadıklarını anlasınlar."

Allah ve Resul davasının divanelerinden Abdullah Muhammed
 
samidayi
İsrail'i Lanetliyoruz!Kahrolsun İsrail..!
Ortadoğu'nun ve Dünya'nın başına musallat olmuş en büyük bela olan İsrail'e lanetler olsun.
Filistinli kardeşlerimizin de başı sağolsun...
Verruh Veddem Fedake FİLİSTİN (Canımız Kanımız FİLİSTİN'e Feda Olsun)
KATİL İSRAİL FİLİSTİN'DEN DEFOL!

Nisa Suresi 71-78 arası ayetlerde Kur'an bize bir şey mi söylüyor sizce ?


71 - Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz.

72 - Şüphesiz içinizden bir kısmı vardır ki, pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse: "Allah bana lutfetti de onlarla beraber bulunmadım." der.

73 - Ve eğer Allah'tan size bir lütuf ve zafer erişecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu sefer de hiç şüphesiz şöyle diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydim."

74 - O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.

75 - Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: "Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?

76 - İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

77 - Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."

78 - Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?
*realsad*
Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
Turkistan
Hocam Allah razı olsun
Mevzu-u Bahis Vatan ise Gerisi Teferruattır...
 
samidayi
ALINTIDIR
Israil'in Kirli Tarihi
Bazi devletlerin kirli çamasirlari vardir. Ortaya çikmasini istemedikleri, bilinmesinden rahatsizlik duyduklari ve bu nedenle resmi tarihlerinden çikardiklari tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örnegin Vietnam Savasi sirasinda ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karsi uyguladiklari iskence ve katliamlarr12;ki bunlarin sonucunda 1.5 milyon Vietnamli yasamini yitirmistirr12;Amerikalilar tarafindan mümkün oldugunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savas sirasinda ört-bas edilmeye çalisilmistir, savas sonrasinda ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile ayni yol denenmistir. Bu "Rambo" filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam'da yasadiklari zorluklar anlatilir, Amerikali birliklerinin diri diri yaktiklari köylüler degil.
Yine de Vietnam savasinin içyüzü pek çok insan tarafindan bilinmektedir. Çünkü savas dünyanin gözleri önünde yasanmis bir olaydir ve bu nedenle tam anlamiyla ört-bas edilmesi mümkün olmamistir.
Ancak baska bazi devletler, kirli çamasirlarini çok daha basarili bir biçimde gizleyebilmislerdir. Bu devletlerin belki de en basarilisi ise, Israil'dir. Siyonizm'in 1930'lu ve 40'li yillardaki tarihi sözkonusu kirli çamasirlarla dolu iken, Yahudi Devleti bu gerçekleri yalnizca gizlemekle kalmamis, dahasi kendi lehinde bir propaganda aracina dönüstürmüstür.
Öncelikle Israil'in nasil bir imaja sahip olduguna bakalim.
Israil'in Iki Yüzü
Israil, onyillardir tüm bir ulusu isgal altinda yasamaya zorlayan dünyadaki yegane devlettir. 1948'de Filistin topraklarinin önemli bir bölümünü isgal etmis ve Filistinlilerin bir kismini kendi yönetimi altinda yasamaya zorlamis, bir kismini sürmüs, hatta bir kismini da "imha" etmistir. 1967'de tüm Filistin topraklari Israil isgali altina girmistir. Ayrica Israil; Misir, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarini isgal etmis, yillarca bu topraklardan çekilmemistir. Israil'in isgal ettigi bölgelerdeki halka karsi uyguladigi devlet terörü ise oldukça ünlüdür. Israil ayrica dünyanin baska bölgelerindeki acilarda da pay sahibidir: Dünyanin dördüncü büyük askeri gücüne sahip olan Yahudi Devleti, Üçüncü Dünya'daki baskici diktatörlere, fasist rejimlere destek olmus, onlara silah satmis, onlarin ordu ve gizli polislerini egitmistir. Pinochet, Idi Amin, Bokassa, Mobutu, Marcos, Noriega gibi eli kanli diktatörlerin tümü, Israil'in yakin birer müttefiki olmuslardir.
Kisacasi, Israil, oldukça "kirli" bir devlettir. Birlesmis Milletler'de aleyhine en çok karar çikartilan, ama bu kararlarin hemen hiç birini tanimayan Yahudi Devleti, dünyanin dört bir yanindaki pek çok insanin gözünde saldirgan, zorba ve küstah bir çete devletidir.
Ancak Israil'in bir baska yüzü daha vardir. Daha dogrusu Israil çogu zaman bir baska yüzle insanlarin karsisina çikar. Bu yüz, Israil'in bir "çete devleti" degil, aksine bir "mazlumlar ve magdurlar yuvasi" oldugu imajini verir. Bati'daki pek çok insan da Israil'i bu yüzüyle tanir. Bu görüse göre, Israil, dünyanin dört bir yaninda irkçilarin hedefi olan yahudilerin yegane siginagidir. Bu düsünce, temelde "yahudi soykirimi"na dayanir: Buna göre Israil, Naziler'in Yahudi irkina yönelik korkunç iskence ve katliamindan kurtulan yahudiler tarafindan kurulmus bir siginaktir. Naziler 6 milyon yahudiyi acimasizca öldürmüslerdir. Bu bir daha asla yasanmamalidir. "Bir daha asla" seklinde sloganlasan bu mantik, Israilliler tarafindan son derece ustalikla kullanilmakta ve üstte sözünü ettigimiz tüm "kirli" isler, bu yolla hasir alti edilmektedir.
Bu yolla Israil'in isgalleri ve devlet terörü mesrulastirilir: "Israil, güvenligini saglamak zorunda, yeni bir soykirim mi yasansin?" mantigi kullanilir. Israil Devleti sürekli olarak soykirim konusunu gündemde tutmakta ve bunu varliginin bir numarali mesruiyet kaynagi olarak göstermektedir. Israil'i ziyaret eden her yabanci devlet adami, ilk olarak mutlaka Yad Vashem adli "Soykirim Müzesi"ne götürülür.
Tarihin Perde Arkasi
Israil'in sözünü ettigimiz iki farkli imaji, takdir edilir ki, birbiriyle uyusmasi oldukça zor olan imajlardir. Bir yanda açikça saldirgan, irkçi, isgalci ve baskici bir devlet, öteki yanda "mazlumlarin siginagi" seklinde bir görüntü vardir.
Iste "Soykirim Yalani" adli kitabi ortaya çikaran arastirmayi yapmamiza neden olan sey de, bu iki zit görüntüdür. Bu iki zit görüntünün ardinda farkli bir gerçek olabilecegini düsündügümüz için bu kitaba konu olan tarihsel bilgileri arastirdik. Ve sonuçta ortaya pek az kimsenin farkinda oldugu bir gerçek çikti.
Bu gerçek, özetle sudur: Israil devleti, ikili bir karaktere sahip degildir. Yani bir yandan baskici ve saldirgan, bir yandan da "mazlumlarin siginagi" degildir. Aksine, baskici ve saldirgan karakter, Israil devletinin, bu devleti kuran ve yasatan siyasi kültürün yegane özelligidir. Israil'in "mazlumlarin siginagi" olarak bilinmesine neden olan sey de, aslinda bu siyasi kültürün kendi halkina reva gördügü bir takim zulümlerden ibarettir.
Bu genel yorumu yapmamiza neden olan somut gerçek ise, öncelikle Nazizim ve Siyonizm arasindaki bilinmeyen tarihsel iliskidir. Soykirim Yalani adli kitabimizda bu konuyu ayrintilariyla gözler önüne serdik. Filistin'de bir Yahudi Devleti kurmak için yeterli sayida Yahudiyi Avrupa'dan göç etmeye bir türlü ikna edemeyen Siyonistlerin, II. Dünya Savasi öncesi dönemde Naziler'ir12;ve diger pek çok fasist hareketir12;destekleyerek zoraki bir göç sagladiklarini ortaya koyduk. Almanya'yi Yahudiler'den arindirarak etnik yönden "saf" hale getirmek isteyen Nazilerle, bu ülkedeki sözkonusu Yahudiler'i Filistin'e götürmek isteyen Siyonistlerin nasil dogal müttefik olduklarini inceledik. Naziler'in Alman Yahudilerine yaptiklari baski ve zulümlerin, Siyonist liderler tarafindan neden sevinçle karsilandigini ve iki tarafin ne gibi isbirlikleri gelistirdiklerini ortaya çikardik.
Bu tablo açikça göstermektedir ki, Israil, antisemitizm (Yahudi düsmanligi) tehlikesinden kaçan Yahudiler için bir siginak degildir, aksine bu Yahudileri tehdit eden antisemitik hareketler, Siyonizm tarafindan en basindan beri desteklenmistir.
Bu gerçegin bilinmesinde ise büyük yarar vardir, çünkü bu gerçek, Israil devletinin kendi mesruiyetinin dayanagi olarak gösterdigi en büyük gerekçeyi çürütmektedir. Nitekim bugün Israil'in politikalarina, hatta varligina karsi çikan "anti-Siyonist" Yahudiler de bu tarihsel gerçege isaret etmekte ve Siyonizm'in Yahudiler için bir kurtulus degil, aksine en büyük tehlike oldugunu savunmaktadirlar.
"Soykirim Yalani" kitabinin verdigi en önemli mesaj, bizce budur. Israil, hem isgal ettigi Arap topraklarinin gerçek sahiplerine, hem de bu topraklara zor yoluyla getirdigi Yahudiler'e baski ve zulüm uygulamis bir devlettir. Israil'in resmi ideolojisi olan Siyonizm, bu nedenle asla ve asla gerçek anlamda baris yanlisi olamaz. Baris ve huzura dayali bir siyasi kültür, her irkçi ve fasist hareket gibi Siyonizm'in de yok olmasina neden olacaktir çünkü.
Israil'in bir "baris ve demokrasi" ülkesi olarak tanitildigi Türkiye'de, bu gerçeklerin bilinmesi gerekmektedir. "Soykirim Yalani", iste bu yönde atilmis önemli bir adimdir.

Soykirim Efsanesi Nasil Dogdu?
Nazi Almanyasi'ndaki Yahudilerin baski ve iskence politikasina maruz kaldiklari konusu, Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yilindan itibaren Bati'daki yayin organlarinda islenmeye baslamisti. Medyayi bu konuda besleyen en önemli kaynak ise birer sivil toplum örgütü niteligindeki Yahudi kuruluslariydi. Nazilerin Yahudilere karsi toplama kamplarinda sistemli bir "soykirim" yürüttügü yönündeki iddialar ise, 1942 yilinda yogunluk kazandi. Bu iddialari dile getirenler Dünya Siyonist Örgütü ve onun Batili ülkelerin hemen hepsinde kurulmus olan kollariydi. Örnegin Yahudilerin Nazi toplama kamplarinda "sabun" haline getirildiklerine dair saiyalar, ilk kez Amerika'daki Siyonist hareketin lideri ve Amerikan Yahudi Kongresi'nin (AJC) baskani olan Stephen Wise tarafindan duyuruldu. Wise, 1942 yilinda resmi bir açiklama yaparak, "yahudi cesetlerinin Almanlar tarafindan sabun, yag ve gübreye dönüstürüldügünü" iddia etti. Gaz odalari iddialari da yine ayni dönemde resmi siyonist kuruluslarin temsilcileri tarafindan duyuruldu.
Bu iddialarin genel medya tarafindan desteklenmesinin ise iki nedeni vardi: Birinci neden, Yahudi sermayeli yayin organlarinin bu konuya gösterdikleri özel ilgiydi. Ikinci ve daha önemli olan neden ise, bu haberlerin Batili ülkelerin savas halinde olduklari Nazi Almanyasi'na karsi kullanabilecek iyi bir karsi-propaganda malzemesi olusuydu. ABD yönetimi bu propagandayi çok gerekli buluyordu; çünkü "kendi çocuklarimizi neden Avrupa'da savasmaya gönderdik" diye düsünen genis halk kitlelerini savasin gerekliligine ikna etmek için, "gaz odalarinda öldürülüp sabun yapilan" masum insanlari kurtarmak kadar iyi bir gerekçe bulunamazdi. Nitekim Almanlar hakkinda buna benzer gerçek disi bazi vahset hikayeleri, I. Dünya Savasi sirasinda da Amerikan kamuoyunu ülkelerinin savasa girmesine ikna etmek için üretilmisti.
Savas yillarinda bu sekilde üretilen Soykirim söylentileri, Nazi toplama kamplarinin Amerikan, Ingiliz ya da Sovyet birlikleri tarafindan 1945 yili içinde ele geçirilmesiyle birlikte iyice güçlendi. Çünkü müttefik ordulari bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya'daki Belsen'de binlerce yahudi tutuklunun korkunç durumdaki cesetleriyle karsilasmislardi. Bunlarin fotograf ve filmleri dünya medyasinda yayinlandi. Bu cesetler soykirimin açik birer delili sayildilar. Oysa sözkonusu cesetlerin ölüm nedeni Nazilerin her türlü önleme ragmen bir türlü basa çikamadiklari tifüs salgini ve savasin son aylarinda Alman tasima sisteminin çökmesi nedeniyle bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya'daki büyük kamplarda basgösteren açlikti. Buna karsilik, daha Bati'da yer alan kamplardaki Yahudi tutuklularin gayet sihhatli ve psikolojik yönden de rahat bir durumda oldugu gözlenebiliyordu.
Nürnberg Mahkemesi
Soykirim efsanesini "adli" bir anlamda tarihsel literatüre geçiren en önemli gelisme ise, 1946 yilinda Nazi savas suçlularini yargilamak için düzenlenen Nuremberg Mahkemesi oldu. Bu mahkemede bazi "tanik"lar kürsüye çikarildilar ve toplama kamplarindaki yahudi tutuklularin gaz odalarinda sistemli bir biçimde ihma edildigini anlattilar. Bu verileri degerlendiren mahkeme, "6 milyon Yahudinin Nazi toplama kamplarinda imha edildigini, bunlarin dört milyonunun özel üretilmis imha araçlariyla katledildigini" kabul etti. Bu mahkemede delil olarak sunulan malzeme ve ifadeler, Soykirim literatürünün hala en büyük dayanagidir.
Ancak mahkeme gerçekte pek dürüst ve tarafsiz bir ortamda yapilmamisti. Nazi Almanyasi'ni yenilgiye ugratmis olan müttefikler-ABD, SSCB, Ingiltere ve Fransa-Nazi rejimini ne kadar korkunç ve acimasiz gösterebilirlerse, kendi argümanlarini o kadar iyi savunacaklarini düsünüyorlardi. Bu nedenle Siyonistlerin savas sirasinda ürettikleri tüm Soykirim hikayeleri mahkeme tarafindan ciddiye alindi ve hepsi kabul edildi.
Yahudi kuruluslari tarafindan mahkemeye getirilen "görgü taniklari", toplama kamplarinda sahit olduklari gaz odasi manzaralarini anlattilar. Bu sahitlerin verdikleri ifadelerin çok büyük bölümünün gerçeklerle uyusmadigi bugün biliniyor. Örnegin mahkemeye çikarilan ve Dachau toplama kampindan kurtulduklari söylenen pek çok tutuklu bu kamptaki gaz odalari hakkinda detayli ifadeler vermislerdi. Oysa Dachau'da "gaz odasi" olarak gösterilebilecek tek bir bina dahi olmadigi için, Soykirim literatürünün savunuculari ilerleyen yillarda bu iddiayi geri almak zorunda kaldilar. Bugün Dachau'da gaz odasi oldugunu savunan hiç kimse yoktur.
Diger toplama kamplarindaki sözde gaz odalari ile ilgili ifadelerin çogu da çeliskiliydi. Bazilari gerçeklesmeleri bilimsel yönden imkansiz hikayelerdi.
Nuremberg Mahkemesi'ne sahit olarak çikarilan en önemli kisi ise Auschwitz toplama kampinin kumandani Rudolf Höss"tü. Höss, çok önemliydi, çünkü mahkemeye çikarilan sahitlerin ezici çogunlugunun aksine bir Yahudi degil, bir Nazi subayiydi. Hem de Auschwitz'de iki yildan uzun bir süre en üst düzey yetkili olmustu. Höss "itiraflarinda", Auschwitz'in içinde "Wolzek" adi verilen özel bir imha kampi oldugunu, kendi komutasi altinda burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldügünü söyledi. Ama "Wolzek" diye bir yer hiç bir zaman bulunamadi, dahasi Auschwitz'de 2.5 milyon Yahudinin öldügü iddiasi da bir süre sonra Yahudi tarihçileri tarafindan geri alindi. Rakam önce 1.25 milyona, en son olarak da Yahudi tarihçi Jean Claude Pressac tarafindan 775 bine düsürüldü.
Peki Höss neden yalan ifade vermisti? Basit; Höss'ü sorgulayan Ingiliz gizli servisi, ona agir bir iskence yapmis, dahasi ailesini ve çocuklarini öldürmekle tehdit etmislerdi!... Bu, bugün ispatlanmis tarihsel bir gerçektir. Höss bu durumda kendisini ve ailesini kurtarmak için her seyi imzalayabilirdi, nitekim öyle yapti.
Soykirim hikayesi Nuremberg mahkemesine dayanarak hizla büyüdü. Yahudi tarihçiler mahkeme tutanaklarindan alintilar yaparak kitaplar yazdilar. Baska tarihçiler bu kitaplardan alintilar yaparak yeni kitaplar yazdilar. Ilerleyen yillarda yeni bazi "soykirim sahitleri" çikti ve bunlar yazdiklari kitaplarla Nuremberg'teki verilmis olan ancak sonradan "siritan" bazi ifadelerin yerlerine yenilerini koymaya çalistilar. Israil'de özel bir Soykirim Arastirmalari Merkezi kuruldu. Dünya kamuoyunun soykirimi kesin bir tarihsel gerçek sanmasinin en önemli nedeni ise, Hollywood'un Yahudi sermayeli film sirketleri ve Yahudi yönetmenleri tarafindan çevrilen 100'e yakin Soykrim filmi oldu.
Soykirimin sorgulanmasi ise 60'li yillarda basladi. ABD'deki Northwestern University'den Dr. Arthur Butz, Fransa'daki Lyon Üniversitesi'nden Robert Faurisson ve pek çok "best-seller" kitabin yazari Ingiliz tarihçi David Irving sözkonusu revizyonist akima öncülük ettiler. Revizyonist akimin bugün en önemli entellektüel merkezi, California'daki Institute for Historical Review adli kurumdur.

Israil'in Terör Gelenegi
Bir süredir "baris" rüzgarlarinin estigi Ortadogu, son bir hafta içinde Israil'in Lübnan'da gerçeklestirdigi bombalamalarla yeniden isindi. Bu durum, bazilari için sasirticiydi. Bir "baris ve demokrasi sembolü" olarak gördükleri Israil'in, içi küçük çocuklarla dolu bir ambulansi nasil olup da havaya uçurdugunu, ya da sivil yerlesim bölgelerini nasil olup da fütursuzca bombaladigini anlamakta güçlük çektiler.
Oysa, Bati medyasinin propaganda ilüzyonundan kurtularak ve Israil'in gerçek kimligini göz önünde bulundurarak vaziyete bakildiginda, Israil'in sözkonusu "gazap üzümleri" operasyonunun hiç bir sasirtici yönü olmadigini görebiliriz. Çünkü Israil, bir terör devletidir; terör, Yahudi Devleti için olagan bir dis politika aracidir.
Israil'in geçmisine bir göz attigimizda ise, bu tanimi kesinlestiren yüzlerce örnek bulmak mümkündür.
Terörizmden Basbakanliga
Israil'in kuruldugu yillar, ayni zamanda Ortadogu'nun da terörle tanistigi yillar olmustu. Yüzyilin basindan beri sistemli bir "devlet kurma" programi izleyen Siyonist hareket, 1940'li yillarda Filistin'de olusturdugu terör örgütleri ile bölgeyi kan gölüne çevirdi.
Sag kanat Siyonistler, Filistin'deki Araplara ve ilerleyen yillarda da Ingilizlere karsi savasacak olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal Askeri Örgüt) ya da kisaca Irgun adli silahli yeralti örgütünü kurdular. Irgun ve 1940 yilinda ondan ayrilan Avraham Stern'in kurdugu LEHI (Lomamei Herut Yisrael-Israil'in Özgürlügü Savasçilari), Araplar'a ve Ingilizlere karsi kanli terör eylemleri gerçeklestirdiler (LEHI, kurucusunun adindan dolayi Stern Çetesi olarak da anilir). Irgun ve Lehi'nin iki aktif teröristi, yillar sonra tüm dünyanin taniyacagi isimler haline geleceklerdi: Menahem Begin ve Yitzhak Samir! Ikisi de, sirasiyla, Basbakan oldular.
Bu sag kanat teröristler ile sol kanat Siyonistler arasinda da gizli bir ittifak vardi. 16 Eylül 1948 günü Stern örgütünün teröristleri, Birlesmis Milletler'in Filistin arabulucusu olan ve Siyonistlerin isgal politikalarini elestirmesiyle taninan Kont Folke Bernadotte'u Kudüs'te öldürdüler. Yeni kurulmus olan Israil Devleti'nin Basbakani Ben Gurion, Stern militanlarinca gerçeklestirilen suikasti lanetledi ve Bernadotte'un BM karargahindaki cenazesine de katilarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu olan Stern üyeleri ise kayiplara karistilar. Ancak bir süre sonra bu militanlar ortaya çiktilar, hem de çok ilginç bir biçimde... Bernadotte'u vuran Joshua Cohen adli tetikçi, Basbakan Ben Gurion'un özel korumasi oluverdi birden bire.! Suikast emrini verenlerden Yitzhak Samir ise Mossad'in Avrupa masasi sefligine getirildi.(1) Ben Gurion'un basbakanliginin sürdügü bu dönemde, Samir'in de katkisiyla, çok sayida "Israil düsmani" Mossad ajanlarinca Avrupa'da öldürüldü. Kisacasi Israil'in liderleri aktif birer teröristtiler, ya da terörizmi el altindan destekliyorlardi.
Terör, Israil'in kurulmasiyla bitmedi, azalmadi da. Aksine, daha da çok kan dökmeye basladi.
Israil Tarzi Terör
... 80-100 kadar erkek, kadin ve çocuk öldürülmüstü. Çocuklari kafalarina sopalarla vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kisinin canina kiyildi. Köylerde erkek ve kadinlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatildilar. Sonra da sabotajcilar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek, havaya uçurmak istedigi bir evin içine 2 kadin kapatmasini söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir Arap kadinin irzina geçtigini anlatti. Yeni dogmus bir çocugu olan Arap kadinina birkaç gün süreyle etraf temizlettirildikten sonra kadin ve çocuk öldürüldü. 'Harika bir adam' diye nitelenen iyi yetistirilmis, iyi bir egitim görmüs kumandanlar, asagilik katiller haline gelmisti. Hem de gelisen korkunç olaylarin içinde ister istemez bu duruma düsmüs degillerdi. Aksine soykirimi ve yoketme metodlarini bilinçlice kullaniyorlardi. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalirsa, o kadar iyiydi...

Üstteki satirlar, Israil'in Davar gazetesinin 9 Haziran 1979 tarihli sayisinda yayinlandi. Yazilanlar, 1948'de Dueima adli Filistin köyünün ele geçirilmesi sirasinda yapilanlara taniklik eden Israilli bir askerin katliam hatiralariydi.
Önemli olan bu satirlarda anlatilanlarin, istisnai bir terör eylemini degil, Israil'in kutsal terörünün siradan bir örnegini tarif etmesidir. Bir diger "siradan örnek", Israillilerin devlet kurduklari yilda, 1948'de Deir Yassin köyündeki Arap halka giristikleri katliamdir. Menahem Begin'in yönettigi Irgun ve Stern teröristleri, Kudüs yakinlarindaki Deir Yassin köyüne düzenledikleri baskin sirasinda, hamile kadinlarin ve çocuklarin da dahil oldugu 280 kadar Arap köylüsünü önce sokaklarda dolastirdiktan sonra kursuna dizmislerdir. Ancak bir de önemli "detaylar" vardir: Öldürülen genç kizlarin çogunun irzina geçilmis, erkeklerin cinsel organlari koparilmistir. Siyonistler bazi kurbanlari öldürmek için biçak kullanmislardir. Raporlarda "ortadan ikiye biçilen" küçük bir kiz çocugundan da söz edilmektedir.(2)
Bu sekilde alti ay içinde Arap köylerine düzenlenen sayisiz baskinlarla 400 bine yakin Arap, yurdunu terketmek zorunda kaldi. Deir Yassin Katliami bu baskinlarin sadece birisiydi. Israilliler'in yillar içinde terör yoluyla bosalttiklari köy sayisi, Israil'in az sayidaki "muhalif" seslerinden biri olan Israel Shahak'in tespit ettigi rakama göre, 385'tir. Bu köylerde yasayanlarin içinde korku yöntemiyle kaçirilanlarin yaninda, Deir Yassin'le ayni kadere ugrayanlar da vardir.
Israil'in terörü, ilerleyen yillarda da kan dökmeye devam etmistir. Kibya ya da Sabra Satilla katliamlari, yine buzdaginin görünen kisimlaridir. Israilliler çogu kez bu açik eylemleri bile üstlenmemeye çalismislardir. Örnegin Israil'in 1982 yazindaki Lübnan'i isgali sirasinda Sabra ve Satilla mülteci kamplarinda öldürülen 1.500'ün üstündeki Filistinli'ler hakkinda Begin "yahudi olmayanlar, yahudi olmayanlari öldürdü, bize ne!" demisti. Oysa kisa süre sonra katliami gerçeklestiren Falanjistlerin Israil subaylarinin komutasinda oldugu ve Israil ordusunca silahlandirildiklari ortaya çikti.
Israil Tarzi Iskence
Israil'in kutsal terörünün önemli bir parçasini ise iskence olusturmaktadir. 1967'den bu yana iki milyondan fazla Filistinli'yi isgal altinda yasamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin muhalefetini kirmak ve onlari göçe ikna etmek için sistemli bir iskence politikasi uygulamistir.
Yahudi Devleti'nin korkunç iskence yöntemleri, ilk kez Londra'da yayimlanan Sunday Times'in 1977 yilinda yayinladigi uzun bir arastirmada ortaya çikti. Belgelenen vakalar, 1967'den itibaren on yillik Israil isgali sirasinda iskence gören kirkdört Filistinlinin durumlarini ortaya koyuyordu.
Buna göre, Israil'in; Nablus, Ramalla, Hebron ve Gazze'deki hapishanelerinde, Kudüs'teki Rus sitesi ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözalti merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanilmaz iskenceler uygulaniyordu. Sistemli dayak disinda, Israillilerin kullandigi iskence türleri arasinda; cinsel organlara elektrik verme, tutukluyu çirilçiplak buzlu suya sokma, gözleri baglanmis olan tutuklunun üzerine özel egitilmis köpekleri saldirtma, vücudun degisik yerlerinde sigara söndürme, arkadan tecavüz, tirnaklarin ve saglam dislerin sökülmesi gibi yöntemler vardi. Bazi tutuklularin kizlari da tutuklanmis ve bunlara babalarinin gözü önünde tecavüz edilmis, sonra da tutuklu kendi kiziyla cinsel iliskiye girmesi için zorlanmisti. Bazi erkek tutuklularin cinsel organlarina ince cam çubuklar sokulmus ve sonra da bu çubuklar organin içindeyken iskenceciler tarafindan kirilmisti. Erkek tutuklularin hayalarinin sikistirilmasi da çok kullanilan yöntemlerin biriydi. Bu iskenceler sonucunda çok sayida Filistinli tutukluda kalici sakatliklar meydana geldi. Çogunun cinsel fonksiyonlari sona erdi, görme ve isitme duyularini ve akli dengelerini yitirenler oldu. Bu fiziki iskencelerin yaninda psikolojik yöntemler de vardi. Siyasi tutuklular, kasten, Israil ordusuna çizme, kamuflaj agi, vb. malzeme imal etme islerine kosuluyorlar, reddettiklerinde fiziki yöntemlere basvuruluyordu.(3)
Sunday Times'in ortaya çikardigi bu vakalar, 1967-1977 yillari arasindaki iskence vakalariydi. Ilerleyen yillarda da Israil'in kutsal terörü ve kutsal iskencesi sürdü. Yalnizca 1987-1993 döneminde; Israil birlikleri tarafindan 1.283 Filistinli öldürülmüs, 130.472 tanesi hastaneye kaldirilacak derecede yaralanmis, 481 tanesi sürülmüs, 22.088 tanesi gözaltina alinmis, 2.533 ev mühürlenmistir. (4) Gözalti ve tutukluluk sirasinda kullanilan iskence yöntemlerinin hangi boyutlara vardigini bilmek de mümkün degildir.
Israil iskence gelenegi ile ilgili olarak en son 1995 Agustosunda ortaya bazi yeni bilgiler çikti. Emekli Albay ve tarihçi Mose Givati, "Çöl ve Alevlerin Içinde" adli kitabinda, 1948, 1956 ve 1967'deki Arap-Israil savaslarinda Israil ordusunun savas esirlerine inanilmaz iskenceler yaptigini yazdi. Buna göre, esir alinan Misirli askerlerin gözleri sigara ile oyulmus, cinsel organlari kesilerek agizlarina tikanmisti...
Burada önemli olan bir nokta var. Israil devlet aygiti, terör ve iskenceyi yalnizca pragmatik bir uygulama olarak degil, bunun da ötesinde kutsal bir misyon olarak görmektedir. Israil'in terörü, Livia Rokach'in ifadesiyle, "kutsal" bir terördür. Çünkü bu terör, yahudi dini kaynaklari tarafindan emredilir.
Terörün "kutsalligi"
Eski Ahit'in Tesniye kitabinda, 7. Bap söyle baslar:
"Allahin Rab, mülk olarak almak için gitmekte oldugun diyara seni götürecegi ve senin önünden çok milletleri, Hittileri ve Girgasileri ve Amorileri ve Kenanlilari ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacagi; ve Allahin Rab onlari senin önünde ele verecegi ve sen onlari vuracagin zaman; onlari tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acimayacaksin ve onlarla hisimlik etmeyeceksin; kizini onun ogluna vermeyeceksin ve onun kizini ogluna almayacaksin... Çünkü sen Allahin Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allahin Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti."

I. Samuel kitabi 15. Bap'in basinda ise su ayet yer alir:
"Ordularin Rabbi söyle diyor: Amalek'in Israil'e yaptigini, Misir'dan çiktigi zaman yolda ona karsi nasil durdugunu arayacagim. Simdi git, Amaleki vur ve onlarin herseylerini tamamen yok et ve onlari esirgeme ve erkekten kadina, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden esege kadar hepsini öldür."

Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler gibi kavimler, M. Tevrat'in yazildigi dönemlerde Ortadogu'da bulunan toplumlardir. Bu nedenle bu ayetlere (ve M. Tevrat'in içindeki yüzlerce benzerlerine) göz atan pek çok kisi, tarihin derinliklerinde kalmis birer siddet olayinin hikayesini okudugunu sanabilir. Oysa gerçek böyle degildir... Israil'in "güvercin" siyasetçilerinden Amnon Rubinstein, su satirlari yaziyor:
"(Israilli radikallerin) kullandigi lisanda, günümüzdeki Araplar; Yebusiler'dir, Amalekler'dir ya da Kenan diyarinin Tevrat tarafindan lanetlenen yedi kavminden herhangi birisidir... Tesniye'de, 'geride hiç bir sey kalmayacak sekilde' Amalek'i yok etmek üzere verilen emir, dogrudan bugünkü Araplar'a yönelik olarak yorumlanmaktadir... Israil'in savaslari da bu çerçevede anlasilmakta ve bu savaslarda bu 'yeni Amalekler'e karsi insancil davranilmamasi gerektigi söylenmektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967 savasindan sonra yazdigi bir yazida, Tevrat'in 'onlari sizin önünüzden yavas yavas azaltacagini ve yurtlarina sizi yerlestirecegim' seklindeki ifadesinin, Israil'in Araplar'la olan iliskisini tarif ettigini yazmistir... Bar Ilan Üniversitesi'nden Haham Israel Hess, daha da ileri gitmis ve 'Tanri'nin Amaleklere karsi girisilen savasa bizzat katildigini' söylemistir. Israel Hess'in konuyla ilgili yazisinin basligi ise, 'Tevrat'in katliam emirleri'dir." (5)

Kisacasi, Israil kimligi olusturan en büyük faktör olan "dinci" ekol, Muharref Tevrat ayetlerini bu sekilde yorumlamakta, ve böylece Yahudi Devleti'nin uyguladigi teröre teolojik bir mesru temel olusturmaktadir. Iste bu nedenle terör ve Israil, birbirinden ayrilmaz iki parçadir. Yahudi Devleti, mevcut ideoloji ve kurumlariyla ayakta kaldikça, terörü mesru bir siyaset araci olarak görmeye devam edecektir.
"Gazap üzümleri"nin bombalariyla ambulans içinde parçalanan çocuklar, bu gerçegin ne ilk ne de son kurbanlaridir.

DIPNOTLAR
1) Richard Curtiss, "The Good Cops and Bad Cops Who Killed the Peace Process". Washington Report on Middle East Affairs. Haziran 1995
2) Lenni Brenner, The Iron Wall: Zionist Revisionism from Jabotinsky to Shamir, London: Zed Books, 1984, ss. 141-143
3) Ralph Schoenmann, Siyonizm'in Gizli Tarihi, Kardelen Yayincilik. 1992. ss. 79-95
4) Washington Report on Middle East Affairs, Haziran 1994
5) Amnon Rubinstein, The Zionist Dream Revisited: From Herzl to Gush Emunim and Back, 1.b., New York: Schocken Books, 1984, s. 116

Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi?

Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.

Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter.

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.

Kalp kör olduktan sonra gözün görmesinde yarar yoktur.
 
TOZLU
SAVUNMA Sanayi İcra Komitesi (SSİK), RF-4E uçaklarına yerleştirilecek pod ihalesini, bir önceki ihaledeki yükümlülüklerini yerine getirmeyen ve ürünü reddedilen İsrailli Elbit firmasına verdi. İhaleyi kazanan İsrailli firmanın, önceki ihaleyi de kazanan El-Op konsorsiyumunun alt firması olduğu ortaya çıktı.


1999'da Milli Savunma Bakanlığı'nın açtığı "Yüksek irtifa keşif podu" LOROP ihalesini, İsrail El-Op konsorsiyumu kazandı. İhale şartlarına göre 2001'de takılması gereken podlar El-Op firmasına avans ödenmesine rağmen 2004'e kadar takılamadı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 2004'de konan ürünü de teknik şartnameye uygun olmadığını belirterek reddetti.

Yeniden ihaleye girdi

MSB'nin ihalesi başarısız olunca Savunma Sanayii Müsteşarlığı Kasım 2006'da ikinci ihaleyi ASELSAN üzerinden açtı. İngiliz Thales UK firması, deneme uçuşu zamanında yapılmadığı gerekçesiyle başarısız sayıldı. Amerikan firması ise teknik kapasite ve fiyat açısından olumlu puan aldı. İsrail Elbit de önceki ihalede reddedilen ürünle yeniden ihaleye katıldı. Eski başarısız olan ihalede podlardan sadece elektrooptik gözetleme yeteneği istenmişti. İkinci ihalede aynı elektrooptik yeteneğin üzerine Yapay Açıklıklı Radar adı verilen SAR radar yeteneği de istendi.

Yine kazandı

SSİK, geçen aralık ayında Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün katılımıyla toplandı. Amerikan ve İsrail firmasının çekiştiği ihalede kazanan, aynı ürünle aynı İsrail firması oldu.

SSİK değil firma açıkladı

SSİK'nin 10 maddelik kararlar duyurusunda bu ihaleyle ilgili bilgi yer almadı. Elbit firması, Türkiye'den 141 milyon dolarlık ihaleyi kazandığını hissedarlarına medya aracılığıyla duyurdu. Bu duyuruda firmanın, bir önceki ihalede yükümlülüğünü yerine getirmediği için ceza alan İsrail'li El-op konsorsiyumunun alt firması olduğu ortaya çıktı.

İhale neden başarısız oldu

İsrail firmasının ilk ihalede şartnameyi yerine getirememesine kendine göre açıklık getiren İsrail tarafı Hava Kuvvetleri'nin ihale şartnamesinde sonradan değişiklik yaptığını savundu. İsminin açıklanmaması şartıyla Hürriyet'e konuşan bir yetkili Hava kuvvetlerinin başarısız olan keşif podu ihalesini RF-4E uçağına takmak üzere açtığını ama sonradan F-16 uçaklarını da kapsar şekilde genişlettiğini savundu. Bu savunmaya karşılık Hava Kuvvetlerinin ikinci ihaleyi de sadece RF-4E uçakları için açması dikkat çekti.

İki açıklama arasında 24 milyon dolar fark

SSİK tarafından açıklanmayan ihale sonucu SSM - ASELSAN arasında sözleşme imzalanınca ASELSAN hissederlarına da duyuruldu. ASELSAN tarafından yapılan açıklamada ihale miktarı hakkında Elbit tarafından duyurulandan daha farklı bir rakama yer verildi. Açıklamada ASELSAN'ın RF-4E Uçaklarına Sensör Tedarik ve Entegrasyonu projesi SSM ile 165 milyon dolarlık iş yapacağı ve teslimatın 2011 yılında başlayacağı kaydedildi.

KUTU /LOROP Nedir?

LOROP, savaş uçaklarının kanatlarına monte edilen fotoğraf makinesi ve görüntüleri istihbarat merkezine gönderen elektronik sistemin tamamına verilen isim. Fotoğraf makinasına takılı güçlü teleobjektifle uzak mesafedeki hedeflerin dijital fotoğrafları çekilir ve elektronik veri hattı ile görüntü yerdeki kıymetlendirme merkezine gönderir. Sistem ile hedefler daha kolay ve hızlı bir şekilde tespit edilir.

İlk ihalede ne sorun çıkmıştı

Pod tarafından elde edilen görüntü anında yer istasyonuna ulaştırılamadığı ve ulaşan görüntüdeki titreme giderilemediği için Hava Kuvvetleri podu kabul etmemişti.

SAR nedir

İngilizce Synthetic-aperture Radar yani Yapay Açıklıklı Radar kelimelerinden üretilen SAR çok uzak mesafelerden çok küçük hedeflerin dahi hareketlerini tespit edebilen bir radar türüne verilir. Türkiye Barış Kartalı projesi adı verilen HİK projesinde de bu yeteneğe ulaşmayı hedeflemektedir..............................................................


3 Ocak 2009 tarihli Hürriyet Gazetesinden alintidir....
 
irfanhoca
eeeeeeeeee kısaca ne anlatmak istedin özetlesen,,,,
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
TOZLU
Hocam hersey ortada..Günlerden beri elestirdigimiz Israile ilk ihalede sartlarin yerine getirilmemesine ragmen ikinci ihalede ve filistine havadan ve karadan bomba yagdirdigi bir dönemde biz kalkip 141 milyon dolarlik ihale veriyoruz..Basinda cikan haberlere göre konya`da 30 bin diyarbakir`da 50 bin caglayan`da yaklasik bir milyon kisi israili protesto etmis.Iyi güzel de hem bütün türkiye meydanlara cikip protesto edecek hem de saygideger yöneticilerimiz israile"alin bu 141 milyon dolari ve birlesmis milletler tarafindan kesinlikle yasaklanmis olan misket bombalarini ucaklarinizdan rastgele sallayin müslümanlarin üstüne"diyecek..
Hani nerde kaldi milletin protestolari o zaman?Ne anlami kaldi milyonlarca insanin israili protesto etmesinin?
Ve son olarak benim kisisel bir düsüncem dahaShock kadar insanin meydanlara toplanmasinin maliyeti yaklasik en azindan 2-3 milyon dolarlik bir tutar.bence meydanlarda toplanip protesto edecegimize daha somut bir girisimde bulunulsaydi mesela herkez bir miktar para toplayip tibbi malzeme yardimi yapilsaydi daha iyi olurdu.tabi basinda da belirttigim gibi bu benim kisisel düsüncem buna diger insanlarin katilmamasi da cok dogal.
Özet olarak konuya soyut adimlarla degil somut adimlarla yaklasabilsek daha iyi olurdu.........
 
irfanhoca
evet kısaca özetlemiş oldun.bööle daha iyi...yani uzun uzadıya alıntı gibi olmaktansa kısaca net ve öz daha iyi anlşılmış oldu....kişisel görüşüne gelince....o da bir altarnatif tabii olabilir...sen öyle düşünürsün , başka bir kardeşimiz dua ile seccadeleri göz yaşı ile ıslatarak c.hakka yalvarmak şeklinde düşünür...bazı kardeşlerimizde tepkilerini meydanlara taşır.. bayrak yakarak lanet okuyarak tepkisini ve yapabileceği buğzunu gösterir...hani rasülüllah efendimiz bir hadisinde<sizden biriniz bir kötülük(islama dine müslümanlara yönelik her türlü hareket) gördüğünüzde onu elinizle,dilinizle mani olun.eğer bunlara gücünüz yetmezse kalbinizle buğzedin ki bu imanın en zayıf derecesidir> buyurdular...durum böyle olunca her müslüman içindeki imkan ve şartler itibariyle neyi yapabiliyorsa öyle hareket edecektir...c.hak bütün müslümanların ,özellikte filistindeki kardeşlerimizin yardımcısı olsun...amin
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
irfanhoca
haaa...şunu söylemeyi unuttum...yahidilerin(israilin)bir gayesi var...hepimiz bilirizki onlara göre yahidilik kudüsten(süleyman a.s mabedinden)yani ağlama duvarlarının olduğu bölgeden başka yerde yaşanmaz,fırat ile nil arası bölgeye sahip olurlarsa iş hallolucak...o blgeyi almak için ne gerekirse yapacaklar,hamas falanda bahane...artı kuranda da belirtilen ve hadislerdee anlatılan,<dünya üzerinde tek yahidi kalmayıncaya kadar müslümanlar ile yahidiler savaşacak,hatta taşın arakasına gizlenmiş bir yahidi kalacak taş şehadet edip ey müslüman benim ardımda bir yahidi var diyecek ve o yahidide ölünce kıyamet kopacak..yani dünyanın sonu gelecek.>bu durumu onlar biliyorlar ve dünyada iken müslümanlara rahat vermiyorlar...onları tehdit eden saddam vardı.bazıları buna katılır veya katılmaz,amerika israili rahatssız etmesin diye onuda kaldırdı...en azından bir sukut füzesi gönderir hepsini maymuna çevirirdi...ırak savaşında bir sükut füzesiyle maymun gibi maskeleri takıp yer altına inmedilermi...
irfan yıldııız<*>
 
www.balatlikoyu.com
Atlanılacak Forum:

Reklamlar

Sayfa oluşturulma süresi: 0.12 saniye
467,898 Tekil Ziyaretçi